KAYIPLARIMIZ ve SONRASI:YAS SÜRECİNİ ANLAMAK
- Ceren Şimşek
- 18 Haz
- 11 dakikada okunur
Kayıp
ölüme bağlı kayıplar,sevilen birinin Alzheimer hastalığına yakalanması,yerinden edilme, göç,evcil hayvan kaybı,boşanma,işten çıkarılma-iş kaybı,gebelikte düşük veya kürtaj (Archer, 1999; Boss, 2009; Sharkin ve Knox, 2003)Bir amacın veya beklentinin artık var olmaması gibi soyut kayıplar (Freud, Mourning and Melancolia)
Yas Tepkileri
Kayıp yaşayan insanların yas tutması son derece olağan, beklendik ve gerekli bir durumdur. Çalışmalar, yas tutmanın bir seçim olmadığını, insanın nörobiyolojik donanımının kayba tepki verdiğini göstermiştir (O’Connor, 2013; Shear ve Shair, 2005). Nasıl yas tutulacağının bir standardı yoktur. Her insan kendine özgü bir yas tutma biçimine sahiptir. Bu belirtilerin süresi ve şiddeti; kayıp yaşayan kişiye, kaybın nasıl yaşandığına, kimin veya neyin kaybedildiğine, kayıp öncesi ve sonrasında olup bitenlere, kültüre, dine ve diğer sosyal faktörlere göre yas tutma biçimleri değişebilir (Currier, Nimeyer ve Berman, 2008; Neimeyer, Baldwin ve Gillies, 2006).
Yas Tepkileri
Yine de yas tutan insanlar arasında yaygın bir biçimde gözlenen bazı belirtiler var.
Şok, inanamama, hissizleşme, inkar Ağır ruhsal acılar karşısında zihin bu acıları hafifletmek amacıyla acıyla arasına bir duvar örüp kendini ayrıştırabilir (disosiyasyon) veya acının varlığını tamamen yok sayarak hafifletmeye çalışabilir (inkar)İnkar sanıldığı kadar zararlı bir süreç değildir, gereklidir. İnkar, kaybın yarattığı korkunç gerçeğin yavaş yavaş sindirilmesini sağlar ve cenaze töreniyle kırılıp gerçek karşısında boyun eğilir (Volkan ve Zintl, 2010). Bazen çok uzun süre kullanılabilir (örn, kişinin her gün mezara gitmesi ya da odayı yıllar geçmesine rağmen aynı tutması)
Kaygı“Onun olmadığı bir dünyada nasıl yaşarım?” “Bir daha onu göremeyecek miyim?” gibi bilişler oluşabilir. Kalp çarpıntısı, nefes alamama, göğüste sıkışma, baş dönmesi, midede kelebeklenme, boşluk hissi, bulantı, karın ağrısı, odaklanma güçlüğü, kas gerginliği, huzursuzluk gibi bedensel belirtiler görülebilir. Ayrıca kişi gündelik hayatında göz ardı ettiği kendi ölümlülüğü ile yüzleştiği için de kaygılanabilir. Yalom bunu güneşe bakmaya benzetir.
Yeniden bir araya gelme arzusu, özlemBu arzu, ölen kişiyi aşırı özleme, onun fiziksel varlığını dış dünyada arama şeklinde kendini gösterebilir. Bu arzu karşılık bulmadıkça kişi kaygı, öfke, üzüntü, ağlama, tahammülsüzlük gibi birçok tepki gösterebilir. Bazı durumlarda çeşitli algısal yanılsamalar olabilir. Yas tutan kişilerin kaybettikleri bireyi bir an için gördüklerini, onunla konuştuklarını, sesini duyduklarını, varlığını hissettiklerini belirttikleri çalışmalar vardır. Öleni dış dünyada bulma ve yeniden bir araya gelme tepkileri yas sürecinin başlarında daha yaygınken ölen kişinin geridöndürülemezliğinin ve fiziksel yokluğunun kavranmasıyla bu belirtinin aylar içinde azaldığı belirtilir.
Zihinsel meşguliyetÖlüm anında olanlarla ilgili sürekli düşünmekÖlümün nasıl gerçekleştiğiyle, ölüm anında doğru davranıp davranmadıklarıyla, bu kaybın neden önlenemediğiyle vs. düşüncelerde kaybolmaÖlüm anıyla ilgili bazı görüntülerin zihne gelmesi ve zihnin bunlarla meşgul olması (Archer, 2003; Prigerson ve ark., 2009).Zihnin sürekli ölen kişiyle meşgul olması (Shear ve ark., 2011).
Yas tutan kişinin kaybını düşünmesi ve ondan bahsetmesi bir çeşit yüzleşme, katharsis ve kabullenme işlevi de görebilir ancak bu düşünceler bazen sadece kaybın yarattığı olumsuz duygulara, kaybın acısının asla geçmeyeceğine, gelecekte hayatın asla iyi olmayacağına, kaybın haksızlığına ve adaletsizliğine, ölen kişinin aslında kurtarılabileceğine vs. odaklanabilmekte ve depresif ruminasyon halini alabilmektedir. Böyle durumlarda kişinin kaybıyla yüzleştiğini ve bu düşünce biçiminin uyumu kolaylaştırdığını söylemek mümkün değildir.
ÜzüntüElbette yas tutmak, üzüntüden çok daha fazlasıdır ama en temel duygudur
ÖfkeYas sürecinde öfke nesnelerinden ilki, kişinin kendisidir. Genellikle ölen kişiyle geçmişteki anlaşmazlıklar, çatışmalar, çözülmemiş meseleler veya kayıp karşısındaki çaresizlik hisleri nedeniyle ortaya çıkar (Archer, 2003; Klingspon, Holland, Neimeyer ve Lichtenthal, 2015). Bazen yas tutan kişi, ölen kişiyi kurtaramadığı, onun vasiyetini yerine getiremediği veya onun istediği gibi bir hayat yaşayamadığı için kendine kızabilir.Yas sürecinde, ölen kişiye de öfke duyulur. Ölen kişiye kendisini bırakıp gittiği için öfke hissedebilir kaybı yaşayan kişi Volkan ve Zintl (2010), yas sürecinde yaşanan öfkenin inkarın kırıldığına, kaybın gerçekliğinin kabullenilmeye başladığına işaret ettiğini belirtmişlerdir. Yas tutma sürecinin sağlıklı şekilde tamamlanması için ölen kişiye hissedilen öfkenin fark edilmesi ve üzerinde çalışılması gerekirTanrıya, inanç sistemine öfke de görülür.
Suçluluk ve pişmanlıkFreud (1917), bu suçluluğu ölen kişiye yönelik öfkenin kişinin kendisine yönelmesi olarak açıklar.“... yapsam sonuç farklı olurdu.” “Keşke gitmesine izin vermeseydim.” “Keşke ondan önce uyanıp onu kurtarsaydım.” Suçluluğun altında yatan 4 faktör ( Li ve ark., 2017):
Kayıpta kendine ait bir pay görmek. Yas tutan kişi ihmalkarlığı, dikkatsizliği veya herhangi bir hatası nedeniyle bu kaybın gerçekleşmesinde rolü olduğunu düşünebilir.
Hayatta kalmış olmanın verdiği suçluluk-survivor guilt: “O öldü, ama ben yaşıyorum.” Yas tutan kişiler eğlendiklerinde, hayatlarında güzel şeyler olduğunda bu suçluluk daha da ön plana çıkabilir.
Ölen kişiyi incitmiş olmakla ilgili düşünceler. Geçmişi gözden geçirip ölen kişiyle aralarındaki kavgaları, isteklerini yapmadıkları anları düşünerek suçluluk hissedebilmektedir.
Ölen kişiye vefa borcu ya da yoğun bir hak ettiğini verememe düşüncesiSuçluluk duygusuna dair düşünceler zaman zaman ruminasyon haline gelmekte ve kişinin tüm işlevselliğini altüst etmektedir (Camacho, Perez-Nieto ve Gordillo, 2018).Suçluluk duygusu olağan yas belirtilerinin uzayıp komplike hale gelmesinde rol oynabilir (Li ve ark., 2017). Hayatla inatlaştığınızda, genelde kaybeden siz olursunuz.
KaçınmaHissedilen üzüntü, elem, kaygı, öfke, suçluluk gibi duygular bazen o denli dayanması zor hale gelir ki (ya da kişi öyle olacağını düşünür) bu duyguları tetikleyecek her türlü uyarıcıdan uzak durma çabası ortaya çıkar.Fotoğrafları ortadan kaldırmak, tüm eşyalarını vermek, odasına girmemek, evden taşınmak, onu hatırlatan kişilerle görüşmemek, onun sevdiği şarkılardan, yemeklerden uzak durmak, onun konuşulması durumunda konuyu değiştirmek gibi davranışlarla acı verici duygu ve düşüncelerden uzak durmaya çalışılır (Bonanno ve ark., 2005; Shear ve ark., 2007).
RüyalarTekrarlayan rüya içerikleri → ölen kişinin geri gelmesi, sağ olması. Rüyalarda ölen kişinin aslında ölmediği, çıkıp geldiği, kapıyı çaldığı, eskiden yaşadığı, çalıştığı yerde hayatına devam ettiği gibi içerikler, genellikle yas sürecinin başlarında daha yaygınYas tutan kişiye akıl vermesi, kızması, öbür dünyada ne yapıyor olduğu konusunda bilgilendirdiği, bir vasiyet bıraktığı temalarıBazı travmatik kayıplarda ölüm anına ilişkin rahatsız edici sahnelerin rüyalarda tekrar tekrar görüldüğü de olur. Mallon (2005) rüyaların yas tutma sürecinin doğal bir parçası olduğunu ve kayıpların acısının hafiflemesi için yardımcı olduğu ifade etmiştir.
İdealize EtmeKaybedilen kişinin eşsiz, yeri doldurulamaz, ideal bir insan olduğu ve ilişkilerinin son derece iyi olduğu : Kör ölür badem gözlü olur.
ÖzdeşimBizim için önemli olan birini içimize alma, onun gibi olmaya meyil etme, onu benliğimizin bir parçası haline getirme (McWilliams, 2009; Volkan ve Zintl, 2010).Yas sürecinde çeşitli özdeşim deneyimleri görülür. Kayıptan sonraki ilk haftalarda yas tutan kişinin, ölen kişinin ölmeden önce sergilediği belirtilere ya da sıkıntılara benzer sıkıntılar yaşaması. Kalp krizi nedeniyle kaybeden kişinin göğüste ağrı, kalpte sıkışma belirtileriDaha uzun vadede, karar alırken “O olsa ne yapardı?” şeklinde düşünmek gibi özdeşim deneyimleri olabilir (Field ve Filanosky, 2010)Özdeşim bazen kişinin kendi isteğiyle olur, bazı durumlarda ise tamamen bilinçdışıdır. Volkan ve Zintl (2010) sağlıklı özdeşimlerin kişinin kederini yatıştırdığını, özdeşim kurulan nesneden ayrışabilmek için işlevsel olduğunu ve kişiyi zenginleştirdiğini vurgular. Freud (1917) sağlıksız özdeşim Fakat bu özdeşimler ölen kişiyi hayatta tutma çabasını yansıttığında ve kayıp yaşayan kişinin benliği ile ölen kişi iç içe geçtiğinde sağlıksız hale gelebilir.
Kimlikte değişimNesne ilişkileri kuramları ve bağlanma kuramı, duygusal bağ kurduğumuz ötekilerin özdeşimler ve zihinsel temsiller aracılığıyla bizim kimliğimizin birer parçası olduklarını vurgular. Bir kayıp yaşantısının en belirgin etkilerinden biri eksilme ve yeri dolamayacak bir parçanın yitirilmesi hisleridir – 40. mum hiç sönmez Yas tutan insanlar, bu eksik parçanın yasını tutup yeni bir kimlik inşa ederler (Gillies ve Neimeyer, 2006). Kimliği yeniden inşa etmek kaybın ardından ilk hafta ve aylarda olabilecek bir şey değil, yas tutmanın daha uzun vadeli süreçlerinden biridir.Yıkıcı bir yaşam olayının ardından kişilerin daha empatik, ilişkilere daha çok önem veren, gündelik hayatın sıkıntılarıyla daha rahat başedebilen, anın kıymetini bilmeye çalışan kişilere dönüştükleri (Tedechi ve ark., 1998) + hayattaki yeni olasılıkları görebilme, amaçları ve öncelikleri değiştirme, hayatın ve insan ilişkilerinin kıymetini anlama gibi dönüşümler yaşayabildikleri (Gillies ve Neimeyer, 2006)Yaşanan kimlik değişimleri her zaman büyüyüp gelişmeye, öğrenmeye yönelik olmayabilir. Bazı insanlar eksilen, kopan parçayı yıllar geçse de dolduramamaktadır. Kimliklerinden kopan parçaya veda edemeyen bu kişiler yas sürecinde yeni bir ben yaratamamakta veya büyümüş bir ben oluşturamamaktadır.
Anlamsızlık ve boşlukNeimeyer (2016), kayıp yaşantısı nedeniyle sarsılan anlam dünyasının yeniden yapılandırılmasını veya onarılmasını yas sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için gerekli görür. Araştırmalar, anlamı yeniden yapılandırma düzeyi attıkça depresyonun ve uzamış yasın azaldığını ortaya koymuştur (Gillies ve ark., 2015)
Rahatlama ve olumlu duygularÖzellikle uzun süre kronik hastalıklardan muzdarip olmuş kişilerin yakınları, huzura kavuştu derler ya da nasıl kaybedildiği kişinin rahatlatır ; uykusunda ölmesi vs. donarak ölmesi gibi.
Yas Evreleri ve Görevleri
Bazı araştırmacılar yas tutmayı başı ve sonu olan bir yolculuk gibi ele alır ve çeşitli evrelere böler. Örnekler:
Engel (1961) 1. Şok ve inkarEvre modeli 2. Kaybın gerçekliğine dair farkındalık 3. Kabullenme 4. İyileşmeBowlby (1969, 1980) 1. Hissizlik ve duygusal küntlük 2. Ölen kişinin varlığını yoğun bir biçimde arzulamak, hasret çekmek ve onu dış dünyada aramak 3. Depresyon 4. Yeniden organize olma 5. Kabullenme
Kübler-Ross (1969) 1. İnkar, şok ve kabullenememeEvre Modeli 2. Pazarlık 3. Öfke 4. Umutsuzluk ve depresyon 5. KabullenmeWorden (1991, 2001) 1. Kaybın gerçekliğini kabullenmeGörev Modeli 2. Acı ve yas üzerinde çalışma 3. Kaybedilen kişinin olmadığı dünyaya uyum sağlama 4. Ölen kişiyle ilişkiyi yeniden düzenleyip yaşama devam etme
Eleştiriler:Yas, her bireyde kendine özgü bir seyir izler. Evre ya da görev modeli yas belirtilerinin kişiye özgülüğünü yeterince açıklayamıyor.Kaybın nasıl gerçekleştiği, ölen kişinin kim olduğu, geçmişteki ilişkinin niteliği, kayıptan sonraki sosyal destek gibi risk faktörü yas belirtilerinin seyrini etkiler. Risk faktörlerine yeterince duyarlı değil.Tüm evre ve görevleri modelleri Batı kültürlerinde geliştirilmiştir. Yas süreci kültürden ve dinden çok etkilenir, dolayısıyla bu modeller ne kadar evrensel tartışılır.Evre ve görev modelleri yas sürecindeki belirti yelpazesini yeterince kapsamıyor gibi. Çeşitliliği içermiyor.Yas belirtileri inişli ve çıkışlı ve karmaşık bir seyir izler. Karmaşık ve iç içe geçmiş şekilde deneyimlenir, linear değil aynı anda olabilir. Bunları tanımlamakta da yetersiz kalıyor
Yasın Bir Sonu, Ucu Bucağı Var mı?
İlk günlerde verilen tepkiler ve belirtiler, gittikçe azalır, günlük etkinliklere ilgi yenilenir ve kayıp gerçeği yavaş yavaş kişinin devam etmekte olan yaşamıyla bütünleşir (Shear ve Shair, 2005).Düzelmeyi sağlayan zamanın kendisi değil, bu süreçte yas tutmak, başka bağlara mental yatırımlar yapabilmeye başlamak aslında. Kayıptan sonra yaşanan keder, verilen tepkilerin şiddeti ve yas tutma süreci aynı kişide zaman içinde de farklılaşır, kaybın türüne göre de. Ayrıca benzer kayıpları yaşayan kişilerde de farklı farklı tezahürler olur.Yas, bir duygu ya da durum değil, bir süreçtir. İyileşme doğrudan, linear bir süreç değildir. Bu süreç daha çok lunaparktaki bir hız treninde olmaya benzer, bazen doruğa çıkar sonra aniden umutsuzluğa dalarsınız; geriler gibi görünür sonra birden ileri gidersiniz; sonra tekrar başlangıçta gibi hissedersiniz.
Yas tutma sürecinde önemli günlerde, tepkiler yenilenebilir. Kaybettiği kişi olmadan geçen ilk doğum günü, anneler-babalar günü, sevgililer günü, evlilik yıldönümü, ilk bayram gibi günlerde acı ve keder alevlenebilir.Yas tutma süreci tamamlansa da kaybedilen kişi ile bağlar sembolik biçimde, kişinin kimliğiyle bütünleşerek devam edebilir. Kaybedilen kişi rol model olarak anımsanabilir, bazı özellikleri benimsenebilir.Yas tutma sürecinin ne kadar süreceğine dair kesin zaman belirlenemez, çok yanıltıcı olur. Çalışmalar genellikle 2 yıllık bir süreci ortalama alırlar- 4 mevsim döngüsünün iki kez tamamlanması ama herkesin yası biriciktir. Yasın sona erdiğinin göstergelerinden biri, kaybedilen kişiyi ilk günlerdeki gibi yoğun bir acı duymadan düşünebilmek, anabilmektir. Kişinin, duygularını hayata ve yaşamaya yeniden yatırmaya başlamasıdır.
Anlam Sorunu
Frankl’a göre anlam, hayatın en zorlayıcı ve dehşet verici deneyimleri karşısında bile insana yaşadığı olayla mücadele edebilme ve o olayın üstesinden gelebilme gücünü verir. Anlam sorunu, insan için içinden çıkılması ve çözülmesi oldukça zor bir ruhsal süreçtir. Bu nedenle insan, günlük yaşamında bu konuyu zihninden uzaklaştırmak ister ve anlam sorunu genellikle gündelik kaygıların içindeki insan zihninin geri planında kalır (Baumeister, 1991).Ancak hayatta insanın karşı karşıya kaldığı bazı durumlar, anlamsızlık hissini ve anlam arayışını gündeme getirir, bu sorun artık kaçınılamaz, ertelenemez hale gelir (Yalom, 1980). Sevilen biri kaybedildiğinde; insan kimliğinin,hayattaki rollerinin ve geleceğe yönelik planlarının bir parçasını kaybeder. Kayıplar insanı değiştirir, anlamsızlık hissine sürükler ve kayıptan sonra hayatın ne yöne doğru ilerleyeceği ile ilgili yoğun bir kaygı ve karmaşa yaşamasına neden olur (Attig, 2001; Neimeyer ve ark., 2002)Neden?Günlük yaşamda insan dünyanın anlamlı ve iyi bir yer olduğuna; kendisinin değerli olduğuna inanır. Ama yaşanan zorlayıcı ve acı verici kayıplar, bu temel inançları derinden sarsabilir. İnsan dünyanın iyi ve anlamlı bir yer olmadığına, kendisinin değersiz ve hayatta iyi şeyleri hak etmeyen biri olduğuna inanmaya başlayabilir (Janoff-Bulman, 1992).
Kayıp Sonrası Anlamı Yeniden Yapılandırmak: Yeni Bir Hikaye
Kayıplar her ne kadar yoğun ve yıkıcı deneyimler olsalar da ölümün olmadığı bir dünyada yaşamın da bir anlamı olmayacaktır. Ölüm hayatın en temel ve kaçınılmaz gerçeğidir.Dört bin yıl önce Babil kahramanı Gılgamış arkadaşı Enkidu'nun ölümü üzerine:"Sen artık karanlıklar içindesin ve beni duyamaz oldun. Ben de öldüğümde Enkidu gibi olmayacak mıyım? Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum." İnsan nasıl yaşamı öyküleştirerek yaşıyorsa ölümü de anlamlandırmak için öyküleştirmesi gerekir (Neimeyer, 2006).
Kayıp sonrası anlamı yeniden yapılandırma sürecinde, insan şu sorulara yanıt aramalıdır:“Ben kimim?” (kimlik)“Hayatta benim için gerçekten önemli olan ne?” (değerler)“Hayatta nereye gidiyorum?” (amaç)“Acıya ve ölüme rağmen nasıl güzel bir hayat yaşarım?” (mutluluk) (Wong, 2007).Yas tutan kişinin, yaşadığı kaybı kabul edebildikten sonraki görevi; geçmişini, bugününü ve geleceğini yeniden düzenlemek olacaktır. Bu süreç, hayatta kaybedilen olmadan yeniden planlar yapabilmeyi, kimliği ve ilişkileri yeniden düzenleyebilmeyi, hayalleri ve inançları gözden geçirebilmeyi içerecektir (Wong, 2007).
Kolektif Yas
Kolektif TravmaSosyolog Kai Erikson (1978) insanları birbirine bağlayan bağlara zarar veren ve topluma olan aitlik hissini bozan, sosyal yaşamın temel dokularına zarar veren bir darbe olarak tanımlar.Bireysel kayıplara verilen yas tepkileri, kolektif travmaların neden oldu toplu kayıp durumlarında artar.Bireyler gibi toplumların da travmanın yasını tutma ve kayıplarıyla ilgili duygularının üzerinde çalışma ihtiyacı vardır.
Afetlerin insanları maruz bıraktığı durumlar:
yaşama doğrudan tehdit
fiziksel yaralanma
ölüm
matem
kayıp
toplumsal bozulma
devam eden zorluklar
Toplulukların/toplumların yas tutabileceği bazı yollar:Kamusal cenaze ve anıtlarHalka açık forumlarProtestolar ve mitinglerGeçit törenleri ve törenlerBir dakikalık saygı duruşu veya duaSosyal medya gönderileri ve gruplarıEn çok etkilenenlere yardım etmek için bağışlarYeniden inşa, temizlik vb. için gönüllü günler
Toplum Dayanıklılığı
Travmatik bir olaydan kaynaklanan, güvenilirlik hissi, güven, açıklık, duygusal kalite ve anlaşılırlık anlamında önemli ilişkilerin bozulmasıToplumsal dayanıklılık, bir topluluğun sosyal uyum, karşılıklı destek, umut ve deneyime anlam ve amaç veren ortak anlatıların varlığında ortaya çıkan ortak travma veya sıkıntıların üstesinden gelme kapasitesine atıfta bulunur (Fullilove ve Saul, 2006). Norris ve arkadaşları (2007) toplumun afetlere karşı dayanıklılığının şunlara bağlı olduğu kanısına varmıştır:Ekonomik kaynakların geliştirilmesiAfetin zararlarını azaltmanın her adımında yerel halkın dahil edilmesiMobilizasyon ve destek için önceden var olan ilişkilere güvenmek Duygusal değişimi sürdürmek için doğal desteğin korunması Önceden plan yapmak ve plansızlığa dair plan yapmak
Toplumlarda yerleşik sosyal ağlardan ve kültürel kaynaklardan yararlanarak insanların stres, travma ve diğer yaşam zorluklarının üstesinden nasıl geldiğine, dayanıklılığına, stres ve zorluklara verdikleri tepkilere bakılabilir. Kayıpların yasını tutmak, saldırılara neyin sebep olduğunu öğrenmek, sosyal bağlantıları yeniden kurmak, günah keçisi bulmayı, önyargıyı ve toplumsal çatışmayı önlemek"Unutma, saygı duy, öğren ve bağlan"Toplum dayanıklılığı ilişkisel bir süreçtir; Başarı, yetkin liderliğe ve şefkatli, güvene dayalı ilişkilerin yeniden kurulmasına bağlıdır.
Ritüellerin Önemi
Ritüellerin AmacıRitüeller, toplumsal düzenin korunmasını kolaylaştıran ve belirli bir toplumsal bağlamda insan varoluşunun karmaşık ve çelişkili yönlerini kavramanın yollarını sağlayan kültürel araçlardır.Ritüeller, güçlü duyguların ifadesi ve kontrol altına alınması için bir araç sağlar; tekrarlayıcı doğaları kaygı duygularını hafifletir (Myerho, 1982; Sche, 1979) ve kaos ve düzensizlik zamanlarında yapı ve düzen sağlar. Ritüellerin bu özelliklerinin iyileştirici işlev görebileceği ileri sürülmüştür (Imber-Black, 1991; Rando, 1985).
Yas Ritüelleri
Kayıp sonrası düzenlenen yas ritüelleri → cenaze, cenaze evi, mevlid okutma Yas tutan kişinin kaybı, ölüm gerçeğini, hayatın herkes için bir gün biteceğini kabullenmesine yardımcı olur (Baumeister, 1991; Neimeyer ve ark., 2002).Bu kabulleniş, yas tutan kişinin kaybedilenin olmadığı bir hayatı yeniden yapılandırmasındaki ilk adımdır.Bu ritüeller anlam oluşturma sürecinin de çok önemli bir parçasıdır.
Ritüellerin Önemi
Zimbabwe'deki Shona halkı arasında, bir kişinin ölümünü izleyen, ölüm anında başlayan ve birkaç yıla yayılan yaklaşık yedi tür ritüel vardır. Cenazenin yıkanması, ailenin yas tutulması ve teselli edilmesi, cenazenin defnedilmesi ve onurlandırılması, kişinin ölümünden birkaç gün sonra gerçekleşir. Ritüellerin yapıldığı saatler dışında, ölen kişinin yorgun olması, dinlenmeye ihtiyacı olduğu ve fazla sıkıntı çekmemesi gerektiğine inanıldığı için mezar ziyareti yapılmamaktadır (Mwandayi, 2011, 212). (Grief, ritual and experiential knowledge: a philosophical perspective, Anastasia Philippa Scrutton)
Türk Kültüründe Yas Ritüelleri
Anlam, hem evrensel hem de sosyokültürel bir kavramİnsanın hayatta bulacağı anlam, yaşadığı çevre ve kültürden büyük ölçüde etkilenir ve bu çevrenin kendisine sunduklarıyla sınırlıdır (Baumeister, 1991; Cimete ve Kuguoglu, 2006; MacKenzie ve Baumeister, 2014).Türk kültüründeki yas ritüellerinde dini içerik ön plandadır, sosyal çevre, yardımlaşma ve paylaşma ritüelleri de önemlidir (Aksoz-efe, Erdur-Baker ve Servaty-Seib, 2018; Cimete ve Kuguoglu, 2016).Kayıp sonrasındaki yas ritüellerinde, özellikle ilk dönemde arkadaşlar, akrabalar, komşuların sosyal destek sağlamak ve matem sürecinde cenaze işlerinde yardımcı olmak, gelecek misafirlere yemek hazırlamak, ev işlerinde yardım gibi rollerle, yas tutanların yanında bulunmakÖzellikle cenaze sonrasındaki ilk haftada, 40. gün gibi günlerde cenaze evinde Mevlid okunur ve yemek dağıtılır. Ölüm yıldönümlerinde helva ya da yapılan yemekten komşulara dağıtılır mesela.Eve gelen kişiler kaybedilen kişiyle ilgili konuşur ve anılarını paylaşır. Yas tutan kişi bu ritüeller sayesinde sosyal çevresi içinde duygularını ifade etme imkanı bulur ve kaybını işlemlemeye başlar.Kaybedilenin eşyalarının bir kısmı ihtiyacı olan ailelere dağıtılır veya kaybedilen anısına çeşitli hayır kurumlarına bağışta bulunulur (Aksoz-Efe ve ark., 2018).
Özetle
Başkası ne derse desin, bu berbat. Yaşananlar düzeltilemez. Kaybedilen şey geri getirilemez. Burada, bu merkezi gerçeğin içinde hiçbir güzellik yoktur.Kabul her şeydir.Acı çekiyorsun. Kederin gerçekliği, başkalarının dışarıdan gördüklerinden çok farklıdır. Bu dünyada neşelendiremeyeceğiniz bir acı var.Çözümlere ihtiyacınız yok. Yasınızdan vazgeçmenize gerek yok.Yasınızı görecek, kabul edecek birine ihtiyacınız var. Hayat kuyuna durup gözlerini kamaştıran bir korku içinde bakarken, birinin ellerini tutmasına ihtiyacın var.Bazı şeyler düzeltilemez. Sadece taşınabilirler. Megan Devine, It’s Ok That You’re Not Ok
Sevmiş ve kaybetmiş olmak, hiç sevmemiş olmaktan daha iyidir.
Kayıp karmaşık olsun ya da olmasın, hepimiz kendi zamanımızda ve kendimizle iyileşeceğiz. Hiç kimse bize, artık iyileşmiş olman gerekir ya da süreç çok hızlı gidiyor diyemez. Kaybın acısı daima kişiye özeldir. Yaşamaya devam ettiğimiz ve ona saplanıp kalmadığımız sürece iyileşiriz.




Yorumlar